Mayıs ayını hatırlıyorum. O ay için koyduğum birikim hedefi vardı, makul bir rakam, üç aydır tutturuyordum. Sonra Mayıs geldi ve tutturamadım.
Sebebi vardı. Beklenmedik bir diş tedavisi çıktı, masraflı oldu. Bir aile ziyareti planlanmamışken gerçekleşti, yol ve konaklama masrafı çıktı. Bunlar oldu ve o ay birikim sıfır kaldı. Hatta o ay biraz ekside kapandım.
Normal karşılanabilecek bir şeydi bu. Hayat zaman zaman böyle işliyor, beklenmedik giderler çıkıyor. Biliyordum bunu.
Ama bilmek ile hissetmek arasındaki o mesafe yine açıldı.
O ay içimden şunlar geçti: “Üç ay gitti çöpe.” “Zaten bir türlü başaramıyorum.” “Ne kadar birikim yapabilirim ki böyle giderse.” “Yıl sonu hedefim tamamen çıkmaza girdi.”
Bu düşünceler gerçek değildi. Ama o an gerçek gibi hissettiriyorlardı.
Yargılamanın Kendisi Nasıl Bir Şeydi
Kendimi yargılamak dışarıdan basit görünüyor. “Kendine çok sert davranıyorsun, bırak” denilebilir.
Ama yaşarken o kadar net değil.
Yargılama bazen doğrudan gelmiyor. “Ben başarısızım” diye açık bir ses yok. Daha çok şöyle geliyor: o ay boyunca harcama yapacağım her an, bir duraksama. Hesabı açmak istememe. Bütçe defterini kapatık tutma. Bir şey alırken “zaten hedef çıkmışa döndü, bu da olsun” diye düşünme.
Yani yargılama pasif bir şeye dönüşüyor. Başarısız hissettim, bıraktım. Bırakınca daha da geri düştüm. Daha da geri düşünce yargılama büyüdü.
Bu sarmal tanıdık. Bir hedefte tökezleyince “zaten olmaz” düşüncesi geliyor ve o düşünce gerçekleşmesini önleyeceği şeyin önünü kesiyor. Kendi kendini doğrulayan bir döngü.
O Düşüncenin Nerede Yanlışlandığını Gördüm
Bir hafta sonra, o Mayıs’ın ortasında, defteri açtım ve rakamlara baktım.
“Üç ay gitti çöpe” diye düşünmüştüm. Ama rakamlar oradaydı. Üç ay boyunca biriktirdiklerim hesabımda duruyordu. Bir şey gitmemişti. Bir ay ekside kapattım ama önceki üç ayın birikimi kaybolmamıştı.
Bu çok basit bir gerçekti ama o sıkışmış halde göremiyordum.
Sonra şunu düşündüm: bir yılda on iki ay var. Bu yıl hedeflerimle tutarlı kalsam bile bazı aylar kaçıracağım. Beklenmedik giderler çıkacak, bazen motivasyon düşecek, bazen hayat müdahale edecek. Bunu önceden kabul etmek ile olmadığında şaşırmak ve çökmek arasında büyük fark var.
Kendimi Yargılamaktan Çıkaran Şey
Çıkış tek bir anda olmadı. Birkaç küçük şeyin birleşimiydi.
Birincisi, rakamı bağlamından koparmamak. “Bu ay sıfır” gerçek. Ama “bu yıl neredeyim” sorusunu sormak da gerçek. Yılın beşinci ayındaydım, dört ay birikmiş parayla kapattım beşinci ayı. Yıllık hedefe olan mesafeye baktım, hâlâ ulaşılabilir bir mesafedeydi.
Tek bir ayı izole edip ona bakmak tabloyu çarpıtıyor. Bir adım geri çekilip daha geniş bir zaman dilimine bakmak o çarpıtmayı düzeltiyor.
İkincisi, sebebi gerçekten değerlendirmek. O ay birikim yapamadım çünkü disiplinsiz davrandım mı, yoksa gerçek bir gider çıktı mı? İkincisiydi. Diş tedavisi ve aile ziyareti gerçek birer sebepti, bahaneler değil.
Bu ayrım önemli. Her tutturamayışın arkasında bir bahane aramak ile gerçek bir sebep olduğunda onu görmek farklı şeyler. Kendi kendimi dürüstçe değerlendirmek, körce suçlamaktan çok daha üretici.
Üçüncüsü, küçük bir hamle yapmak. O ay içinde beklenmedik giderler çıkınca tamamen donmuştum. Bütçeyle bağlantım kesilmişti.
Küçük bir şey yaptım: o ayın sonuna doğru, henüz bitmeden, küçük bir miktar kenara koydum. Küçücük. Hedefin çok altında. Ama sıfır değil.
Bu hamle garip bir etki yarattı. “Bu ay sıfır kapandım” hissi gitti. “Bu ay çok az kapandım” oldu. Çok az, sıfırdan psikolojik olarak çok farklı.
Kendine Sert Davranmanın Hiçbir Finansal Yararı Yok
Bunu anlamak biraz zaman aldı ama yerleşince önemli bir çıpa oldu.
Kendimi yargılamak performansımı artırmıyor. Bilakis düşürüyor. Çünkü yargılama motivasyonu tüketiyor, enerjiyi hedefe değil suçluluğa yönlendiriyor ve o sarmalı tetikliyor.
Hatayı ya da aksaklığı görmek başka şey, kendini cezalandırmak başka şey. Birincisi öğretici, ikincisi tüketici.
Bir ay hedefi tutturamadığımda kendime dürüstçe iki soru sormak daha işe yarıyor: “Bu neden oldu?” ve “Bir sonraki ay ne değiştirebilirim?”
Bu sorular yargılayıcı değil, meraklı. Merak, suçluluktan çok daha iyi bir öğretmen.
Aynı Şeyin Tekrar Gelmesi
O Mayıs’tan bu yana benzer anlar tekrar oldu. Olmaya da devam edecek.
Her seferinde tam olarak çözmüş biri gibi davranamıyorum. Yine o ani “zaten olmıyor” hissi geliyor, yine bir süre bütçeyle bağlantım zayıflıyor.
Ama her seferinde biraz daha kısa sürüyor. Çünkü artık o döngüyü tanıyorum. Döngüyü tanımak ondan tamamen muaf olmak değil ama içinde kaybolmamak anlamına geliyor.
Ve içinde kaybolmamak, geri dönebildiğim anlamına geliyor. Dönüş ne kadar hızlı olursa, hedeften uzaklaşmak o kadar az.
Birikim Bir Sprint Değil
Bu deneyimin bana en kalıcı öğretisi şu: birikim bir sprint değil, uzun mesafe.
Sprintte her adım mükemmel olmak zorunda, bir takılma yarışı kaybettirebilir. Uzun mesafede ise zaman zaman yavaşlanıyor, zaman zaman durulabiliyor, önemli olan yönün korunması ve devam edilmesi.
Bir ayı kaçırmak uzun mesafede bir adım geri atmak. Kaçırılan o ayla oturup kendini yargılamak ise enerjiyi bitirip mesafeyi bırakmak demek.
Ben bir dönem ikinci seçeneği seçiyordum, farkında olmadan.
Şimdi birinci seçeneği seçmeye çalışıyorum. Her seferinde başarmıyorum ama seçeneğin farkındayım. Bu farkındalık bile öncesine göre çok farklı bir yer.
