Uzun süre “enflasyon yüksek” cümlesi benim için soyut bir şeydi. Haberlerde duyuyordum. Marketin kasasında hissediyordum. Ama birikimimle enflasyonu yan yana getirip ne anlama geldiğini somut olarak hiç hesaplamamıştım.
O hesabı ilk yaptığım gün şaşırdım. Çünkü birikimim hesabımda duruyordu, rakam aynıydı, azalmamıştı. Ama hesabı yapınca gördüm ki aynı kalan rakam aslında her ay biraz daha az şey satın alabiliyordu.
Para hesabımda büyüyor gibi görünüyordu. Gerçekte küçülüyordu.
Hesabı Nasıl Yaptım
Kullandığım yöntem karmaşık değil. Ama sonucu görmek için rakamları gerçekten yazmak gerekiyor, kafada tahmin etmek yetmiyor.
Birkaç yıl önce belirli bir miktarda birikim yapmıştım. O parayı vadeli mevduatta tutuyordum. Faiz oranı yüzde X’ti, yani yıl sonunda birikimim belirli bir oranda artıyordu. Bunu biliyordum ve “para kazanıyorum” diye düşünüyordum.
O gün şunu yaptım: faiz oranımı ve o dönemin enflasyon oranını yan yana yazdım.
Faiz oranım enflasyonun altındaydı.
Bu ne anlama geliyordu? Birikimim nominal olarak artıyordu. Yani hesabımdaki rakam büyüyordu. Ama reel olarak küçülüyordu. Çünkü fiyatlar birikimimin büyüme hızından daha hızlı artıyordu.
Bunu matematiksel olarak şöyle göstereyim. Diyelim ki birikimim yüz birimdi. Yıl sonunda faizle yüz on birim oldu. Ama o yıl boyunca fiyatlar yüzde yirmi arttı. Yani yüz birimle bir yıl önce alabileceğim şeyi almak için artık yüz yirmi birim gerekiyor. Benim param yüz on. Eksikteyim.
Hesap böyle kurulunca “para kazanıyorum” hissi tamamen değişti.
Reel Getiri Nedir
O gün öğrendiğim kavram reel getiri.
Nominal getiri hesabınızdaki sayının büyümesi. Faiz oranınız yüzde on ise nominal getiriniz yüzde on.
Reel getiri ise enflasyon düşüldükten sonra kalan. Faiziniz yüzde on, enflasyon yüzde yirmi ise reel getiriniz eksi on. Yani satın alma gücü olarak bakıldığında para kaybediyorsunuz.
Bu kavramı daha önce duymuştum. Ama kendi birikimime uygulayıp gerçek rakamla hesaplayana kadar soyut kalmıştı.
Şimdi herhangi bir finansal araç değerlendirirken aklıma ilk gelen soru bu: nominal getiri mi, reel getiri mi?
Sadece Mevduat Değil
Bu hesabı yaparken fark ettiğim başka bir şey de şuydu: sorun sadece mevduat faizinin enflasyonun altında kalması değildi. Birikimi nerede tutarsam tutayım, enflasyonun etkisini düşünmem gerekiyordu.
Eğer param yastık altında ya da vadesiz hesapta durursa faiz bile yok, enflasyonun tamamı kayıp.
Vadeli mevduatta tutarsam faiz var ama enflasyonu geçip geçmediğine bakmak gerekiyor.
Dövizde tutarsam dövizin enflasyona karşı değer kazanıp kazanmadığına bakmak gerekiyor.
Altında tutarsam altının reel değerini düşünmek gerekiyor.
Hisse senedi ya da fon gibi araçlarda ise farklı risk ve getiri dengesi var, uzun vadeli bakış gerekiyor.
Bu araçların hangisinin doğru olduğu sorusu bu yazının kapsamı dışında çünkü herkesin risk toleransı, vadesi ve ihtiyacı farklı. Burada anlatmak istediğim şu: hangi aracı kullanırsanız kullanın, enflasyonu hesaba katmadan “para kazanıyorum” ya da “kaybetmiyorum” diyemezsiniz.
Satın Alma Gücü Kavramı
O hesabı yaparken aklımda netleşen şey satın alma gücü kavramıydı.
Para kağıdın ya da ekrandaki sayının değeri değil. Paranın değeri ne satın alabildiği.
Yüz lira on yıl önce ve yüz lira bugün aynı kağıt ya da aynı sayı. Ama on yıl önce yüz lirayla aldıklarınızı bugün alamıyorsunuz. Paranın nominal değeri aynı, satın alma gücü farklı.
Birikimin gerçek performansını ölçmek için doğru soru şu: bu param geçen yıla göre daha fazla mı alıyor, daha az mı?
Bu soruyu kendime daha önce hiç sormamıştım. Sormaya başladığımda bakış açım değişti.
O Hesabın Bende Yarattığı Değişiklik
O gün yaptığım hesap büyük bir finansal karar almamı sağlamadı. Hemen bir şeyler değiştirmedim, parayı bir yerden alıp başka bir yere taşımadım.
Ama şunu değiştirdi: artık “birikimim var, güvendeyim” hissine körce güvenmiyorum.
Birikimim varsa ve büyüyorsa bu iyi. Ama enflasyona karşı gerçekte ne kadar korumalı? Bu soru aklımın bir köşesinde duruyor artık.
Bu soru beni her ay hesap yapmaya zorlamıyor. Yılda bir kez bile bu değerlendirmeyi yapmak, birikimin reel durumunu görmek için yeterli.
Enflasyon Dönemlerinde Birikim Daha Mı Zor
Evet, daha zor. Bu gerçeği kabul etmek gerekiyor.
Fiyatlar hızlı yükseldiğinde aynı yaşam standardını korumak için daha fazla harcıyorsunuz. Bu birikim için geriye daha az para bırakıyor. Aynı zamanda biriktirdiğiniz paranın değeri de eğer korunaklı bir araçta tutulmuyorsa eriyor.
Bu çifte baskı çok gerçek ve hissediliyor.
Ama bu gerçek birikimden vazgeçmek için bir neden değil. Aksine, nerede ve nasıl birikim yaptığınızı daha dikkatli düşünmek için bir neden.
Birikimin enflasyona karşı nasıl konumlandırılacağı konusunda kişisel bir çözüm formülü vermek mümkün değil çünkü herkesin koşulları farklı. Vade, risk toleransı, gelir düzeyi, diğer giderler bunların hepsi belirleyici. Bu konuda bir finansal danışmanla görüşmek, kendi durumunuza özgü değerlendirme yapmanızı sağlayacaktır.
Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim: o değerlendirmeye başlamadan önce bile “benim birikimimin reel getirisi ne?” sorusunu sormak gerekiyor.
Bu soruyu sormak için uzman olmak gerekmiyor. Tek gereken faiz oranınızı ve enflasyon oranını yan yana yazmak. O iki rakamın farkı size gerçeği gösteriyor.
Ben bu gerçeği geç gördüm. Görene kadar “param büyüyor” diye düşündüm. Görünce anladım ki para bazen ekranda büyürken gerçekte küçülüyor.
Bu farkı bilmek her şeyi değiştirmez ama hiçbir şeyin de eskisi gibi görünmemesini sağlar.
Bu yazı kişisel bir deneyim ve gözlem aktarımıdır, yatırım tavsiyesi değildir. Birikimlerinizi nasıl değerlendireceğinize dair kararlar için kendi finansal durumunuzu ve risk toleransınızı göz önünde bulundurmanızı, gerekirse bir finansal danışmana başvurmanızı öneririm.
