İşte o günü net hatırlıyorum.
Ofiste çok ağır bir toplantı geçirmişim. Yöneticimle tartışmıştık, tartışma değil de ama o sınırda bir konuşmaydı. Haklıydım muhtemelen ama haklı olmak o an hiçbir şeyi değiştirmemişti. Eve dönerken metroda oturmuş, kulaklığımı takmış, müzik açmıştım. Kafam hâlâ o odadaydı.
Evime geldiğimde saat sekiz buçuktu. Bir şeyler yedim, ne yediğimi bile hatırlamıyorum. Sonra kanepede oturdum ve telefonu açtım.
Otuz beş dakika sonra iki farklı alışveriş sitesinden toplam üç sipariş vermişim. Bir çift ayakkabı, bir kitap ve mutfak için küçük bir alet. Hepsinin de bir mantığı vardı ayrı ayrı, ama üçü birden aynı gecede almam için hiçbir mantık yoktu.
Siparişleri verdikten sonra biraz daha iyi hissettim. On beş dakika. Sonra o his geçti ve toplantının ağırlığı geri döndü.
Uyumadan önce telefona tekrar baktım ve siparişleri gördüm. Bir şey dikkatimi çekti: bu sabah bu ürünlerden hiçbirini düşünmüyordum. Hiçbirini.
Fark Etmek Nasıl Oldu
O gece “stresli olduğumda alışveriş yapıyorum” diye bir iç sesim olmadı. Bu farkındalık o kadar ani ve net gelmedi.
Ama o geceden birkaç hafta sonra benzer bir şey tekrarlandı. Yine yoğun bir gün, yine akşam siparişler. Ve bir hafta sonra tekrar.
Üç kez aynı sahneyi yaşayınca bir şeyler dikkatimi çekmeye başladı. Tesadüf değildi bu. Sipariş verdiğim günlerin ortak özelliği vardı: hepsinde bir şekilde gergin ya da yorgun ya da sinirliydim.
Bunu test etmek için bir ay boyunca küçük bir şey yaptım. Alışveriş yapmak istediğimde, sepete bir şeyler eklemeden önce bir not defterine yazdım: tarih, ne almak istiyorum, şu an nasıl hissediyorum.
O deftere baktığımda tablo netleşti. Alışveriş yapmak istediğim günlerin büyük çoğunluğunda “yorgunum”, “sinirli”, “bunalmış”, “kafam dolu” gibi notlar düşmüşüm. İyi hissettiğim günlerde alışveriş isteği çok daha azdı.
Bu Bağlantı Neden Kurulmuş
Stres ile alışveriş arasındaki bağlantıyı anlamak için biraz düşünmek gerekti. Sezgisel değildi ilk başta.
Stres beyin için gerçek bir yük. Yoğun çalışma, çatışmalar, belirsizlikler, birikmekte olan sorunlar… Bunlar gerçek bir tükenme yaratıyor. Ve tükenmiş beyin rahatlamak istiyor. Hızlı, somut, gerçek bir rahatlama.
Alışveriş bunu sağlıyor. Bir şeye bakıyorsunuz, beğeniyorsunuz, satın alıyorsunuz. Bu süreçte kontrol hissi var. Karar veriyorsunuz ve kararınızın sonucu anında gerçekleşiyor. Stresli dönemlerde pek çok şey kontrolünüzün dışında hissettiriyor. Alışveriş ise tam tersine, her adımı sizin elinizde olan bir şey.
Bir de şu var: yeni bir şey beklemek küçük bir heyecan yaratıyor. Paket yolda, yarın ya da öbür gün gelecek. Bu beklenti o akşamın ağırlığını biraz kaldırıyor. Geçici, ama gerçek.
Sorun bu mekanizmanın işe yaramasında değil. Sorun, geçici bir his için gerçek para harcanmasında.
Fark Etmek Ne Değiştirdi, Ne Değiştirmedi
Şunu söylemeliyim: bu bağlantıyı fark etmek alışveriş alışkanlığımı bir gecede ortadan kaldırmadı. Öyle bir sonuç bekleseydim hayal kırıklığına uğrardım.
Stresli bir akşam hâlâ oluyor. Hâlâ telefonu açıp sitelere dalıyorum bazen. Hâlâ ara sıra “bu an için iyi gelir” diyerek bir şeyler sipariş veriyorum.
Ama şu değişti: artık farkındayım.
Farkındalık basit bir kelime ama pratikte çok şey ifade ediyor. Önceden o otuz beş dakika neredeyse otomatik geçiyordu. Stres vardı, telefon açılıyordu, sipariş veriliyordu, aralarındaki bağ hiç kurulmuyordu. Şimdi o bağ kurulmuş durumda.
Siteye girdiğimde bir ses var artık. “Neden giriyorum buraya?” diyor. Her zaman dinlemiyorum o sesi. Ama duyuyorum.
Ve duyduğumda bazen durabiliyorum.
Durabildiğim Anlar
Farkındalığın en somut etkisi şu oldu: bazı alışverişler gerçekleşmeden durdu.
Önceden gerçekleşirdi çünkü o bağı görmüyordum. “Bu lazım” diyordum ve alıyordum.
Şimdi o bağı gördüğümde sorum değişiyor. “Bu lazım mı?” değil, “bu şu an beni neden iyi hissettiriyor?” diye soruyorum.
Bu sorunun cevabı çoğunlukla şu oluyor: çünkü bugün zor geçti. Çünkü kafam yoğun. Çünkü bir şeyler elimden çıkmış hissettim, burada bir şeyleri kontrol ediyorum.
O cevabı gördüğümde alışverişin o ihtiyacı gerçekten karşılayıp karşılamayacağını sorguluyorum. Genellikle karşılamıyor. Paket yarın geliyor, stres hâlâ orada duruyor.
Bazen bu sorgulamadan sonra siparişi iptal ediyorum. Bazen etmiyorum. Ama en azından bilinçli bir karar var ortada, otomatik bir davranış değil.
Stresin Başka Çıkışları Denemek
Bu farkındalıktan sonra aklıma kaçınılmaz bir soru geldi: stres o akşamlar gerçekti, bir çıkışa ihtiyacı vardı. Alışveriş o çıkışı sağlıyordu, geçici de olsa. Peki yerine ne geçecek?
Bunu teorik olarak cevaplamak kolay. “Yürüyüş yapın, kitap okuyun, derin nefes alın.” Bu önerileri biliyordum. Ama o akşamlar kanepede oturmuş yorgun bir haldeyken o önerilerin hiçbiri cazip gelmiyordu.
Gerçekçi olmak gerekiyordu.
Stresli bir akşam kanepeden kalkıp yürüyüşe çıkmak için o an bir enerjim olmuyordu. Bu işe yaramadı bende. Ama şunu fark ettim: stresle başa çıkmak için bulduğum her şeyin aktif, enerjik bir seçenek olması gerekmiyor.
Bazen sadece telefonu bırakmak ve on dakika hiçbir şey yapmamak yetiyordu. Ekrana bakmadan, bir şeyler satın almadan, bir şeyler kaydırmadan oturmak. Garip hissettirdi ilk başta. Sonra alıştım.
Bazen bir bardak çay yapıp yavaşça içmek. Yapma süreci bile yeterince dikkat dağıtıcı oluyordu.
Bazen o günü biriyle konuşmak. Telefonu alışveriş için değil, birini aramak için açmak.
Bunların hepsi her seferinde işe yaramadı. Ama alternatifler denemek, en azından seçeneklerin varlığını hatırlattı.
Bütçeye Yansıması
Bu değişikliğin bütçeye yansıması kademeli oldu, aniden değil.
İlk fark ettiğimde harcamalarım dramatik biçimde düşmedi. Çünkü bazı alışverişler hâlâ oluyordu. Ama “stres alışverişi” kategorisine giren, o akşam satın alınan ve ertesi gün bakıldığında pişmanlık ya da kayıtsızlık hissettiren harcamalar azaldı.
Bunu netleştirecek bir yöntemim de oldu. Bir süre her alışverişin yanına bir not ekledim: “o an nasıl hissediyordum?” Ay sonunda stresli günlerde yapılan alışverişlerle sakin günlerde yapılan alışverişleri karşılaştırdım.
Stresli günlerde yapılan alışverişlere verdiğim “bu almak iyi oldu” oranı çok daha düşüktü. Yani o alışverişlerin büyük kısmından gerçek bir değer almamıştım.
Sakin günlerde yapılan alışverişlerin ise çok daha büyük kısmından memnundum. Çünkü o kararlar bir duygudan değil, gerçek bir ihtiyaçtan ya da gerçek bir istekten kaynaklanıyordu.
Bu karşılaştırma benim için çok somut bir gösterge oldu. “Stres alışverişi yapma” soyut bir tavsiye olarak kalmadı, kendi verilerimle desteklenen bir gözleme dönüştü.
Kendini Suçlamamak Üzerine
Bu yazıyı okuyan biri, anlattıklarımı okuyunca kendini suçlayabilir. “Ben de böyle yapıyorum, bu kötü bir alışkanlık, disiplinsizim” diye.
Bunu söylemek istiyorum: bu mekanizma zayıflık değil. Stresle başa çıkmak için hızlı ve etkili bir çözüm aramak çok insani bir tepki. Alışveriş bu tepkiyi karşılamanın çevremizde her yerde mevcut, çok kolay bir yolu.
Sorumluluk almak ile kendini suçlamak farklı şeyler. Bu alışkanlığın farkına varmak ve onunla farklı bir ilişki kurmak sorumluluk almak. “Ne kadar kötüyüm, hiç disiplinim yok” diye düşünmek ise kendini suçlamak. İkincisi ne işe yarıyor ne de doğru.
Bu mekanizma bende vardı. Hâlâ tamamen bitmiş değil. Ama onunla yüzleşmek hem parasal hem de başka bir anlamda işe yaradı.
Ne Öğrendim
Tek cümleyle söylemem gerekse şunu söylerdim: harcamalarım hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorsanız ne harcadığınıza değil, ne zaman ve hangi halde harcadığınıza bakın.
“Ne harcadım” sorusu rakam verir. “Neden harcadım” sorusu anlam verir.
Ben yıllarca sadece birinci soruyu sormuştum. İkinci soruyu sormaya başladığımda tablonun bambaşka bir boyutu göründü.
O toplantı gecesini düşündüğümde hâlâ o üç siparişi görüyorum gözümde. Ama artık onları sadece para kaybı olarak görmüyorum. Onlar bana bir şey öğretti: alışveriş alışkanlıklarım sadece bütçeyle değil, o günün nasıl geçtiğiyle de bağlantılı.
Bu bağlantıyı görmek her şeyi değiştirmedi. Ama bakış açımı değiştirdi.
Ve bakış açısı değişince, kararlar da yavaş yavaş değişmeye başladı.
