Geçen yıl Mart ayının ortasında, banka uygulamasını açıp o ayki harcamalarıma bakarken aklıma garip bir soru geldi: “Bu alışverişlerin kaçını gerçekten ben istedim?”
Soru garip görünebilir. Tabii ki ben istedim, başkası zorla mı aldırdı? Ama düşününce o kadar basit değildi. Bir kısmı “şu an lazım” diye aldıklarımdı. Bir kısmı indirim geldiğinde almak zorundaymışım gibi hissettiklerimdi. Bir kısmı ise… tam olarak ne zaman aklıma düştüğünü bile hatırlamadıklarımdı.
O soruyu ciddiye aldım ve bir ay boyunca küçük bir deney yaptım.
Deneyin Kuralları
Karmaşık bir şey yapmadım. Bir not defteri açtım, telefonda hep açık tuttuğum uygulamalara baktım: Instagram, YouTube, bir alışveriş sitesinin uygulaması ve birkaç haber-içerik platformu.
Kural basitti: bir şey almak istediğimde ya da bir ürüne ilgi duyduğumda, bunu not defterime yazacaktım. Ürün adını, ne kadarına mal olduğunu ve en önemlisi — nereden aklıma düştüğünü.
“Nereden aklıma düştü” sütunu sonradan en ilginç kısım oldu.
İlk Hafta: Fark Etmek Bile Zordu
Deneyin ilk birkaç günü notlarım oldukça seyrekti. Bir ürün almak istediğimde bunu not etmeyi ya unutuyordum ya da “bu zaten kendi isteğim, sosyal medyayla ilgisi yok” diye geçiştiriyordum.
Ama beşinci ya da altıncı gün bir şey fark ettim. Instagram’da takip ettiğim bir hesap, kullandığı bir çanta markasından bahsetmişti. Ben o gece o markayı aratmıştım. Aramayı yaparken bile bir ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum, sadece “bakayım” diyordum. Sonraki gün bir daha baktım. Üçüncü gün sepete ekledim.
O noktada durdum ve geriye döndüm. Bu çanta hiç aklımda yoktu üç gün önce. Şimdi neredeyse satın almak üzereydim.
Not defterime yazdım: “Çanta — Instagram — görünce aklıma düştü.”
O kayıttan sonra daha dikkatli olmaya başladım.
İkinci Hafta: Kalıplar Görünmeye Başladı
İkinci hafta notlarım dolmaya başladı. Bazı kalıplar kendiliğinden ortaya çıktı.
Sabah kaydırma seansları: Her sabah kahvaltıda on beş ile yirmi dakika arasında telefona bakıyordum. Bu süre zarfında gördüklerim gün içindeki “almak istiyorum” listemi şekillendiriyordu. Bir mutfak gereçleri hesabı yeni bir ürün paylaştıysa o gün mutfak aletlerini araştırıyordum. Giyim ağırlıklı bir içerik akışına denk geldiysem akşam bir alışveriş sitesine giriyordum.
“Bu çok işime yarardı” hissi: İçeriklerin büyük çoğunluğu bir ürünü “problem çözücü” olarak sunuyordu. “Şu sorununuz var mı? İşte çözümü.” Bazen gerçekten o sorunum vardı, bazen yoktu ama içeriği izledikten sonra varmış gibi hissetmeye başlıyordum. Bu ince bir fark ama önemli bir fark.
Akşam yorgunluğu: Günün sonunda yorgun olduğumda sosyal medyada daha uzun zaman geçiriyordum ve o saatlerde not defterime en çok kaydı o saatler düşüyordu. Yani karar verme kapasitem düşükken maruz kalma en yüksek seviyedeydi.
Üçüncü Hafta: Sayıları Gördüm
Üçüncü haftanın sonunda notlarıma baktım ve kaynakları saydım.
O ay almayı düşündüğüm ya da gerçekten aldığım ürünlerin büyük bir çoğunluğunun kaynağında bir içerik vardı. Kendi kendime, bir ihtiyaçtan yola çıkarak ulaştıklarım azınlıktaydı.
Bunu görünce içim burkuldu. Kendimi manipüle edilmiş gibi hissetmedim — bu kelime fazla dramatik olur. Ama farkında olmadan yönlendirildiğimi anladım. Ve farkında olmadan yönlendirilmek ile bilinçli tercih yapmak arasındaki fark benim için önemliydi.
Dördüncü Hafta: Küçük Bir Müdahale
Son haftada bir şeyi değiştirmeyi denedim. Sabah kahvaltısında telefona bakmak yerine kahvemi içip çıkmaya karar verdim. Sadece sabahları.
Değişiklik küçüktü ama etkisi belirgin oldu. O hafta not defterime düşen “almak istiyorum” kaydı önceki haftalara kıyasla belirgin biçimde azaldı. Sadece sabah rutinini değiştirmiştim ama o kısa maruz kalma süresi günün geri kalanını düşündüğümden çok daha fazla şekillendiriyordu.
Ayın Sonunda Ne Öğrendim
Deneyin sonunda birkaç şey kafamda netleşti.
İstek ile ihtiyaç arasındaki mesafe: Gerçek ihtiyaçlarım zaten aklımda olurdu — düşünmeden, bir içerik görmeden. “Deterjan bitmek üzere” ya da “kışlık ayakkabım geçen yıl yıprandı” gibi şeyler. Bunlar için sosyal medyaya ihtiyacım yoktu, zaten biliyordum. Sosyal medyadan beslenen şeyler çoğunlukla ihtiyaç değil, istek yaratma süreciydi.
Algoritma benimle aynı tarafta değil: Takip ettiğim hesapların büyük çoğunluğu ya bir şey satıyordu ya da içeriğinde bir ürünle iç içeydi. Bu kötü niyetten değil, platformların ve içerik üreticilerinin çalışma biçiminden kaynaklanıyordu. Ama bunu bilmek benim için “bu içeriği izlerken nasıl bir zihinle izliyorum” sorusunu sormayı hatırlattı.
Yorgunluk ve harcama isteği bağlantısı: Akşam saatlerinde, günün sonunda telefona uzandığımda en savunmasız halimdeydim. Hem karar yorgunluğu hem de “kendimi ödüllendirme” isteği o anlarda birleşiyor ve satın alma isteğini tetikliyordu. Bunu fark etmek başlı başına işe yaradı.
Hayatımda Ne Değişti
Bu deneyi bitirdikten sonra alışveriş alışkanlıklarımda büyük köklü değişiklikler yapmadım. Sosyal medyayı bırakmadım, hesap silmedim, kendime kural koymadım.
Ama şunu yaptım: artık bir şey almak istediğimde aklımda küçük bir soru canlanıyor. “Bu istek neden ve ne zaman aklıma düştü?”
Bu soruyu sormak çoğu zaman satın almayı durdurmuyordu. Ama bazen durdurdu. Ve o “bazen”ler birikerek bütçemde fark yarattı.
En değerli kazanım belki de şuydu: harcamalarım üzerinde daha fazla sahiplik hissi ediyorum. Birisi beni bir yöne çekiyor ve ben farkında olmadan gidiyorum hissi azaldı. Şimdi zaman zaman aynı yöne gidiyorum ama bilerek gidiyorum.
Bu fark küçük görünebilir. Para yönetiminde küçük farklar zamanla büyük sonuçlar verir.
