O sayfayı yazmak için uzun süre bekledim.
Yıllarca her borcumu ayrı ayrı biliyordum. Kredi kartı borcum vardı, biliyordum. İhtiyaç kredisi taksitlerim vardı, biliyordum. Bir yakınıma olan borcum vardı, biliyordum. Ama hepsini aynı anda, aynı sayfada görmekten ısrarla kaçınmıştım.
Kaçınma bilinçli değildi. Kendime “bu konuya bakmayacağım” diye söz vermemiştim. Sadece… bakmamıştım. Meşguldüm, zamanım yoktu, şu an doğru an değildi. Bu bahaneler yıllarca işe yaradı.
Sonra bir Pazar sabahı, hiçbir şey yapmadan kanepede otururken aklıma takıldı. Tam olarak ne kadar borcum var? Hepsini toplasam ne çıkar?
Cevabı bilmiyordum. Bu beni rahatsız etti. Kendi mali durumumu bilmiyordum.
O sabah kalktım, bir A4 kağıt aldım ve yazmaya başladım.
Yazarken Ne Hissettim
Listeyi yazmak sandığımdan zor oldu.
Kredi kartı borcu için uygulamayı açtım, baktım, yazdım. Bu kısım kolaydı. Rakam oradaydı, net.
İhtiyaç kredisi için bankayı aradım. Kalan anapara neydi, kaç taksit kalmıştı? Müşteri hizmetleri söyledi, yazdım.
Bir arkadaşıma olan borç için duraksadım. O borcu çok uzun süredir düşünmemeye çalışmıştım. Tam rakamı yazmak, onu resmi ve gerçek hale getirdi. Bir süre kaleme baktım.
Yazdım.
Sonra küçük bir borç daha vardı, bir aile büyüğüne olan. Onu da yazdım.
Sayfanın ortasında durdum ve şimdiye kadar yazdıklarımın toplamını aldım. Rakam düşündüğümden büyüktü. Aynı anda hepsini görmek farklıydı. Her birini ayrı ayrı bilmekle hepsini bir arada görmek arasında gerçekten büyük bir fark vardı.
Bir süre o sayfaya baktım. Kalkıp çay koydum. Döndüm, yine baktım.
Görmek Neden Bu Kadar Farklı
Aynı rakamları zaten biliyordum. Ama onları bir araya getirmek, toplam bir sayı oluşturmak farklı bir etki yarattı.
Şöyle düşündüm sonradan: her borcu ayrı ayrı tutmak, her birini küçük ve yönetilebilir gösteriyor. Kredi kartı borcunu düşününce “idare eder” diyorsunuz. Kredi taksidini düşününce “aylık ödenebilir” diyorsunuz. Her biri ayrı ayrı bakıldığında kontrol altında görünüyor.
Ama hepsi bir aradayken gerçek tablo ortaya çıkıyor. O “idare eder”lerin toplamı idare edilmez olabiliyor. Bende öyle değildi tam olarak, ama toplamı görmek “bu gidiyor mu gerçekten?” sorusunu sormamı sağladı.
O soruyu daha önce hiç sormamıştım. Parça parça bakmak o soruyu sormamı engelliyordu.
Sayfada Gördüğüm İlk Şey: Faizlerin Payı
Toplamı hesapladıktan sonra her borcun yanına bir şey daha yazmaya karar verdim: aylık kaç lira faiz ödüyorum?
Bu hesabı yapmak biraz zaman aldı ama sonuç çarpıcıydı.
Kredi kartı borcundaki aylık faiz, o borcun üzerinde aylık ne kadar ödediğimi ortaya koydu. İhtiyaç kredisinin aylık taksidinin ne kadarının anapara, ne kadarının faiz olduğunu hesapladım.
Faizlerin toplamına baktım. Her ay sadece faiz için ödediğim miktar, aynı parayla başka bir şey yapabilirdim sorusunu getirdi aklıma.
Bu soruyu da daha önce hiç sormamıştım. Çünkü her borcu ayrı tutunca faizleri de ayrı tutuyordum ve onlar küçük görünüyordu. Bir araya getirince büyüdüler.
Sayfada Gördüğüm İkinci Şey: Borçlar Arasındaki Hiyerarşi
O sayfayı yazmadan önce tüm borçları eşit görmüştüm. Borç borçtu, hepsi kötüydü, hepsini kapatmak istiyordum.
Ama faiz oranlarını ve miktarları bir arada görünce net bir hiyerarşi ortaya çıktı.
Bazı borçlar çok daha pahalıya patlamıştı. Faiz oranı yüksek, üzerine gideceğim süre uzundu. Bazı borçlar ise görece ucuzdu, düşük faizli ya da faizsizdi.
Bu hiyerarşiyi görmek, hangi borca önce odaklanmam gerektiği konusunda kafamı netleştirdi. Daha önce “en az ödeme her birine” stratejisiyle ilerliyordum. Ama o strateji en pahalı borcu en uzun süre hayatta tutuyordu.
Yüksek faizli borca daha fazla para yönlendirmek, uzun vadede toplam ödeyeceğim faizi azaltıyordu. Bunu teoride biliyordum ama hangi borcun gerçekte daha pahalı olduğunu o sayfayı yazana kadar net görmemiştim.
Sayfada Gördüğüm Üçüncü Şey: Yakın Çevreye Olan Borçlar
Listede en zor yazan kalem buydu.
Bankaya olan borçlar soğuk ama netdi. Rakamlar belliydi, faizler belliydi, ödemeler belliydi. Kişisel bir ilişki yoktu arada.
Ama yakın çevreye olan borçlar farklıydı. O borcu yazdığımda sadece rakam yazmadım, aynı zamanda o kişiyle ilişkimi de düşündüm. Ne zamandır bekliyordu? Benden bir şey istedi mi? Aklında hep var mıydı bu?
O borç diğerleri kadar değil ama farklı bir ağırlık taşıyordu. Finansal değil, duygusal bir ağırlık.
Ve o ağırlığı görmek, o borcu öncelik sırasına koyma biçimimi değiştirdi. Faiz hesabı açısından o borç öncelikli değildi. Ama ilişki açısından öncelikliydi. İkisini dengelemek, sayfayı yazmadan önce hiç düşünmediğim bir karardı.
İlk Bakışta Gelen His: Panik mi, Rahatlama mı
Bunu okuyanların aklına şu soru gelebilir: her şeyi bir araya toplayınca panik hissettim mi?
Dürüst cevap: biraz evet, biraz hayır.
Toplamı ilk gördüğümde midem biraz gerildi. Bu normal. Bildiğim ama bir arada görmediğim bir şeyi görmek şok edebilir.
Ama çok kısa süre sonra, belki beş on dakika, başka bir his geldi: netlik.
Belirsizlik kendi başına bir stres kaynağıdır. “Tam olarak ne kadar borcum var?” sorusunu yıllarca yanıtsız bırakmak, o sorunun arka planda sürekli çınlamasına yol açıyordu. O sayfa o çınlamayı durdurdu.
Rakam büyük olsa da artık belliydi. Belli bir şeyle başa çıkmak, belirsiz bir şeyle yaşamaktan daha kolay.
Sayfadan Sonra Ne Yaptım
O sayfayı yazdıktan sonra büyük bir plan kurmaya oturmedim. Tek seferde her şeyi çözmek için bir program hazırlamadım. Böyle bir hamle yapmak hem gerçekçi değildi hem de o anki halime uygun değildi.
Tek bir şey yaptım: o gün, o sayfanın verdiği netlikle, önümüzdeki üç ay için küçük bir yönlendirme kararı aldım.
En yüksek faizli borca, mümkün olan her ay, asgari ödemenin üzerinde ekstra bir miktar yönlendireceğim. Küçük bir miktar. Dramatik değil. Ama o yüksek faizli borç önce eriyecek.
Üç ay sonra o borç bitmedi elbette. Ama belirgin biçimde küçüldü. Ve o küçülme, başka bir şey yaptı: o sayfaya bakmayı tolere edilebilir kıldı. Hatta zaman zaman istekli kıldı.
Küçülen bir sayıyı görmek, büyüyen bir sayıyı görmekten çok farklı hissettiriyor.
Sayfayı Neden Tutmaya Devam Ettim
İlk sayfayı bir keresine yapılıp bitecek bir şey olarak planlamıştım. Ama tutmaya devam ettim.
Her ay, hesap günü olmak üzere belirlediğim bir tarihte, o sayfayı güncelliyordum. Yeni ay, yeni rakamlar. Her borç ne kadar eridi, faiz ne kadar ödendi, toplam nasıl değişti.
Bu alışkanlık beklenmedik bir fayda daha getirdi. Aylık güncelleme yaparken bazen küçük şeyler dikkatimi çekiyordu. Bir taksit tutarının değiştiği, bir borcun düşündüğümden yavaş eridiği, ya da tam tersine beklenmedik bir ödemeyle bir borcun hızla kapandığı.
Bu detaylar sayfayı tutmadan önce hiç fark etmiyordum. Çünkü bakılmayan şeyler görülmüyor.
Başkaları İçin de İşe Yarar mı
Bunu birkaç kişiye anlattım. Kimisi “ben zaten biliyorum borçlarımı” dedi. Kimisi “bunu yapmaya cesaretim yok” dedi. Kimisi sessiz kaldı.
“Zaten biliyorum” diyenlere şunu sordum: hepsini toplasanız ne çıkar? Ve her borcun aylık faiz yükünü tek tek söyleyebilir misiniz?
Çoğu kişi tam rakamı veremedi. Yaklaşık biliyorlardı. Yaklaşık bilmek ile kesin bilmek farklı şeyler. Bu fark, özellikle faiz hesaplarında büyük.
“Cesaretim yok” diyenleri daha iyi anlıyorum. Çünkü ben de uzun süre oradan kaçtım.
Ama şunu söyleyebilirim: o sayfayı yazmadan önceki belirsiz kaygı, yazdıktan sonra yerini somut bir kaygıya bıraktı. Somut kaygı ile çalışılabiliyor. Belirsiz kaygı sadece aşınıyor.
Rakamlar büyük çıksa bile görmek, görmemekten neredeyse her zaman daha iyidir.
