İlk maaşımı Eylül ayında aldım. Yirmi iki yaşındaydım, üniversiteden henüz çıkmıştım, o ay işe başlamıştım.
Maaş günü sabahı bankadan bildirim geldi. Hesabımda daha önce hiç görmediğim bir rakam vardı. Kendi emeğimle kazandığım, kimseye borçlu olmadığım, tamamen bana ait bir para.
O hissi tarif etmek zor. Bir özgürlük hissiydi kısmen. Bir gurur hissiydi. Ve büyük bir harcama isteğiydi.
O hafta ne yaptım? Harcadım. Büyük çoğunluğunu harcadım. Belirli bir planım yoktu, bütçe falan düşünmemiştim, sadece “artık param var” modundaydım.
Yıllar sonra o ilk maaşa bakıyorum ve hem güldürüyor hem de düşündürüyor beni. O hata büyük bir yıkıma yol açmadı. Ama bir yol ayrımındı. Farklı bir yol tutsaydım nerede olurdum sorusu arada geliyor aklıma.
Ne Harcadım
Tam olarak neye harcadığımı tek tek hatırlamıyorum artık. Ama genel hatlarıyla biliyorum.
Arkadaşlarla büyükçe bir yemek organizasyonu oldu. “Ben ısmarlarım” dedim. O his güzeldi, hediye vermek güzel hissettiriyor.
Uzun süredir istediğim ama “param yok” diyerek ertelediğim birkaç şey aldım. Küçük elektronik ürünler, kıyafet, ayakkabı. Bunların hepsini “zaten almam gerekiyordu” diye meşrulaştırdım.
Aile büyüklerine ikramlar. Bir hafta sonu seyahati. Ve bunların üstüne, ayın ortasında hesaba bakınca düşündüğümden çok daha az para kaldığını görünce biraz panikleyince yapılan birkaç anlamsız küçük harcama daha.
Ayın sonunda ne kalmıştı? Çok az bir şey. Bir sonraki maaşı bekler hale gelmiştim, ilk maaşı aldığımın üzerinden dört hafta geçmeden.
O An Neden Böyle Davrandım
Bunu uzun süre “gençliğin verdiği düşüncesizlik” olarak çerçeveledim. Kolay bir cevaptı.
Ama sonradan daha derin baktım.
Birincisi, o parayı gerçek hissetmekte güçlük çektim. Uzun süre para kısıtlı ortamda yaşamıştım. Öğrenci bütçesiyle, ailenden gelen sınırlı destekle. Birden büyük bir miktar gelince beyin onu tam olarak işleyemedi. “Çok para var, harcayabilirim” moduna geçti.
Davranış ekonomisinde buna “servet etkisi” deniyor. Elimizde normalden fazla kaynak olduğunu hissettiğimizde harcama iştahımız artıyor. Bu insani bir tepki, bir zayıflık değil.
İkincisi, o parayı kazanmak uzun ve yorucu bir süreçten sonra gelmişti. Üniversite, stajlar, iş arama… Bunların hepsi birikmişti. “Hak ettim” hissi güçlüydü. Ve hak etmek, kendimi ödüllendirmek istiyordum.
Üçüncüsü, sosyal bir baskı vardı. Çevrem “ilk maaş kutlanır” modundaydı. Kim için çalışıyorsunuz ilk maaşı birikim yaparak kutladınız? Çevremdeki herkes harcadı, ben de harcadım.
Bu üç şeyin birleşimi çok güçlüydü. Ve bu birleşime karşı durmak için ne bir sistemim ne de bir planım vardı.
Asıl Hata Para Harcamak Değildi
Bunu uzun süre yanlış çerçeveledim. “İlk maaşı harcadım, hata yaptım.”
Ama asıl hata para harcamak değildi.
Asıl hata şuydu: o para gelmeden önce ne yapacağımı düşünmemiştim. Hiç. Bir düşünce yoktu, bir plan yoktu, bir hedef yoktu. Para geldi, para gitti. Arada hiçbir bilinç yoktu.
İlk maaşın tamamını biriktirmek zorunda mıydım? Hayır. Bazı şeyleri kutlamak, bazı istekleri karşılamak, bazı kişilere iyilik yapmak bunlar kötü değil. Ama bunları bilinçli yapmak ile sürüklenerek yapmak arasında büyük fark var.
Sürüklendim.
Bilinçli olsaydım ne yapardım? Belki yüzde otuzunu harcardım, yüzde yetmişini biriktiridim ya da başka bir hedefe yönlendirirdim. Ya da yüzde kırkını harcardım. Rakam değil, önemli olan karar vermek. Parayı görüp karar vermek.
İlk Maaşın Uzun Vadeli Etkisi
Tek bir maaşın uzun vadede ne kadar etkisi olabilir ki denilebilir.
Haklı. O tek maaşın kendisi büyük bir şey değildi.
Ama o maaş bir alışkanlık kurdu. “Maaş gelir, harcanır” alışkanlığı. Ve bu alışkanlık sonraki aylara taşındı. Zira alışkanlıklar ilk kez tekrarlanan davranışlarla şekilleniyor.
Eğer o ilk maaşta farklı davransaydım, bir kısmını ayırsaydım, belki sonraki aylarda da aynı refleks çalışırdı. “Geliyor, bir kısmını kenara koy, gerisini harca.” Bu refleks yerleşmiş olsaydı sonraki yıllara taşınırdı.
Yerleşen refleks tersiydi. Uzun süre onunla mücadele ettim.
Bugün Ona Nasıl Bakıyorum
O ilk maaş anısına şimdi ne hissediyorum?
Pişmanlık yok açıkçası. O dönem başka türlü olmasını beklemek gerçekçi değil. Yirmi iki yaşında, finansal okuryazarlık hiç olmadan, çevresel baskıyla, bu kadar heyecanla… Farklı davranmak için gerçek bir altyapı yoktu.
Ama şunu düşünüyorum: o dönemde kimse söylemedi. Aile büyükleri “kutla, harca” dedi, arkadaşlar “kutla, harca” dedi. “İlk maaşın geldi, şimdi bir dakika dur ve ne yapacağını düşün” diyen olmadı.
Bu bir bilgi boşluğuydu. Finansal okuryazarlık meselesiydi. Para nasıl yönetilir, bir gelir geldiğinde ne yapılır, birikim nasıl başlatılır… Bunlar okullarda öğretilmiyor, çoğu evde de konuşulmuyor.
Ve o bilgi boşluğunda insanlar doğal davranışlarına göre hareket ediyor. Doğal davranış ise çoğu zaman harcamak.
Şimdi Aklıma Gelen
İlk maaşını almak üzere olan ya da yakın zamanda almış biri bu yazıyı okuyorsa şunu söylemek istiyorum.
O heyecanı kutlamak meşru. O hissi yaşamak güzel. Uzun uğraşın karşılığını görmek değerli.
Ama parayı görmeden önce, bir gün için, şu soruyu sormak çok şey değiştirebilir: Bu paranın bir kısmını ne için ayırsam, üç ay sonra buna değdi diyebilirim?
Sorunun cevabı harcamamayı gerektirmiyor. Bir hedef koymayı, küçük de olsa bir şeye yönlendirmeyi gerektiriyor.
O küçük yönlendirme, o ilk aylarda kurulan alışkanlık, yıllar sonra çok farklı bir yerde olmak anlamına gelebiliyor.
Ben geç kurdum o alışkanlığı. Geç kurmak hiç kurmamaktan iyi. Ama erken kurulmuş olsaydı çok daha farklı olurdu.
