Arabamı her sabah işe götürüp her akşam eve getiriyordum. Bunu yapmak için özel bir kararım yoktu, sadece alışkanlıktı. Arabam vardı, otoparkım vardı, yol da pek uzun sayılmazdı. Yıllar içinde bu düzen öyle olağan bir hal aldı ki sorgulamak aklıma bile gelmiyordu.
Ta ki geçen yıl bir akşam, yakıt faturasını öderken telefonu masaya bırakıp “ben aslında işe gidip gelmek için ayda ne harcıyorum?” diye sormana kadar.
O soruyu sormak bir buçuk saatimi aldı. Çıkan rakam beni öyle şaşırttı ki iki kez baştan hesapladım.
Hesabı Yaparken Neden Yanılıyoruz
Arabayla işe gidip gelmenin maliyetini sormak çoğu kişide tek bir cevap üretir: yakıt. Belki de otoparkı eklerler. Ama gerçek maliyet bunun çok ötesinde.
Araç sahibi olmanın getirdiği sabit giderler var — sigorta, muayene, vergi, periyodik bakım. Bunları zaten ödüyorsunuz, araba kullanmasanız da ödeyeceksiniz, dolayısıyla “işe gidip gelme maliyeti” değil diye düşünüyorsunuz. Ama bu düşünce yarım doğru. Çünkü bir aracı ne kadar çok kullanırsanız o sabit giderler o kadar hızlı tükeniyor; lastik ömrü kısalıyor, yağ değişim kilometresi doluyor, fren balataları erken bitiyor.
Ben hesabımı yaparken şöyle bir yöntem kullandım: sadece “işe gidip gelmek için ek olarak ne harcıyorum” diye değil, “araç kullanımımın bu kısmı bana toplam ne’e mal oluyor” diye sordum. Fark büyüktü.
Rakamları Masaya Yatırdım
Önce günlük gidip-gelme mesafemi hesapladım. Evimdeki iş yerine uzaklık yaklaşık on dört kilometre. Gidiş-geliş yirmi sekiz kilometre. Ayda ortalama yirmi iki iş günü çalıştığımı varsayarsak aylık mesafe altı yüz on altı kilometre sadece işe gidip gelmek için.
Aracımın yakıt tüketimi yüz kilometrede sekiz litre civarı. Altı yüz on altı kilometreye yüz bölünür, sekizle çarpılır: yaklaşık elli litre yakıt. Bunu güncel benzin fiyatıyla çarptım.
Sadece yakıt için ciddi bir rakam çıktı. Ama ben burada durmadım.
Otopark: İş yerinin çevresinde ücretsiz park yeri bulmak neredeyse imkânsız. Aylık otopark kartı çıkardım yıllardır, bunu zaten biliyordum. Ama bu rakamı “araç gideri” olarak ayrı bir yerde tutuyordum, işe gidip gelme maliyetiyle hiç ilişkilendirmemiştim.
Artırımlı bakım: Aracımın servise gitme sıklığını düşündüm. Her altı ayda bir yağ değişimi ve genel kontrol. Kilometreye göre yapıldığı için işe gidip gelmek bu periyodu hızlandırıyor. Yaklaşık hesapla işe gidip-gelme kaynaklı ekstra kilometre, yılda bir bakımı öne çekiyor.
Lastik: Dört lastiğin değişim maliyetini yıllık kilometreye böldüm ve kilometre başına düşen lastik maliyetini hesapladım. Küçük bir rakam, ama çarptığımda görünür hale geliyor.
Olası trafik cezaları ve araç yıpranması: Bunları hesaba katmadım çünkü tahmin etmek güçtü. Ama sıfır da değildi.
Tüm bu kalemleri topladım. Çıkan aylık rakam, toplu taşımayla yapacağım aynı seyahatin maliyetinin neredeyse dört katıydı.
İlk Tepkim İnkar Oldu
Rakamı görünce içimden “bunlar hepsi araç gideri zaten, işe gitmeseydim de ödeyecektim” dedim. Kendimi rahatlatmaya çalışıyordum.
Ama sonra daha dürüst bir soru sordum: Arabam olmasaydı, sadece toplu taşımayla da yaşayabilir miydim? Evet, yaşayabilirdim. O zaman araç sahibi olmanın getirdiği giderlerin bir kısmı aslında bir tercihten kaynaklanıyordu — konfor, esneklik, zaman tasarrufu. Bunların bedeli vardı ve ben o bedeli bilinçsizce ödüyordum.
Bir Ay Toplu Taşımayı Denedim
Hesabı yaptıktan sonra hemen arabayı satmadım, paniklemedim. Sadece bir ay boyunca işe metroyla gitmeye karar verdim. Deney niyetiyle.
İlk hafta zor geçti. Kalabalık, aktarma, bekleme süresi. Kapıdan kapıya otuz beş dakika olan seyahat, toplu taşımayla elli beş dakikaya çıktı. Yirmi dakika fark. Her gün yirmi dakika.
İkinci haftadan itibaren bu yirmi dakikayı fark etmeye başladım ama alıştım. Hatta podcast dinlemeye, bazen kitap okumaya başladım. Arabada müzik dinleyerek geçen süre, metrodaki okuma süresine dönüştü. Verimlilik açısından pek de kayıp sayılmazdı.
Ayın sonunda kartımı kontrol ettim. Toplu taşıma harcamam, araçla işe gitmenin hesapladığım maliyetinin çok altındaydı. Fark net ve belirgin çıktı.
Ne Değişti, Ne Değişmedi
Arabamı satmadım. Hafta sonları, alışveriş, uzak mesafeli seyahatler, kötü havalarda araç hâlâ gerekli. Ama artık her sabah alışkanlıkla araç anahtarını almıyorum. Hava güzelse, acelem yoksa, metro seçeneğim varsa toplu taşımayı tercih ediyorum.
Bu değişiklik bütçemde somut bir yer açtı. Her ay o farkı görüyorum. Ve açıkçası artık bu düzen bana daha mantıklı geliyor çünkü bilinçli bir tercih yapıyorum, alışkanlığın kör gidişine teslim olmuyorum.
Kendi Hesabınızı Yapın
Eğer her gün araçla işe gidip geliyorsanız ve hiç sorgulamadıysanız, bir akşam şu hesabı yapmaya değer:
Aylık kaç kilometre sadece işe gidip gelmek için kullandığınızı hesaplayın. Yakıt maliyetini çıkarın. Otopark varsa ekleyin. Bakım ve lastik giderlerini yıllık olarak hesaplayıp on ikiye bölün.
Sonra aynı güzergahı toplu taşımayla yapmanın aylık maliyetine bakın. Farkı görün.
Bu fark sizi arabayı terk etmeye ikna etmeyebilir. Etmeyebilir, o tamamen kişisel bir karar. Ama rakamı bilerek tercih yapmak, rakamdan habersiz alışkanlıkla devam etmekten her zaman daha sağlıklı.
Ben bu hesabı geç yaptım. Yıllar boyunca farkında olmadan ödediğim tutarı düşününce içim sızlıyor değil de tam anlamıyla yansıyor. Çünkü o para başka bir yere gidebilirdi.
Şimdi gidiyor zaten, sadece doğru tarafa.
