Birkaç yıl önce bir şeyi fark ettim. Her yıl Ocak ayında büyük planlar kuruyordum, Mart geldiğinde o planların neredeyse hiçbiri yürümüyordu. Bu döngü çok tanıdıktı, o kadar tanıdık ki artık neredeyse beklediğim bir şey haline gelmişti.
Ama bir yıl farklı bir şey yaptım. Mart ayında planları çöpe atmak yerine oturdum ve şu soruyu sordum: bu sefer neden tutmadı?
Sadece “olmadı işte” demek yerine gerçekten analiz ettim. Hangi hedefler tuttu, hangileri tutmadı, tutmayanların ortak özelliği ne?
Bulduklarım beklediğimden çok farklıydı. Sorun motivasyon eksikliği değildi, disiplin eksikliği de değildi. Sorun çok daha başka yerlerdeydi.
O Mart Gecesi
Defteri açtım ve Ocak başında yazdığım hedeflere baktım. Finansal hedefler ağırlıklıydı: belirli bir miktarda birikim, kredi kartı borcunu şu tarihe kadar şu miktara indirmek, gereksiz harcamaları kısmak.
Yanlarına iki sütun açtım. Birinci sütun: Ocak’ta ne düşünüyordum? İkinci sütun: Mart’ta nerede duruyorum?
İlk sütunu doldurmak kolaydı, yazıydı zaten. İkinci sütunu doldurmak acı vericiydi. Ama o acı vericiliği geçince şunu gördüm: bazı hedefler neden tutmamış, net bir pattern vardı ortada.
Birinci Sorun: Hedefler Ocak Kafasıyla Yazılmıştı
Ocak ayının kendine özgü bir havası var. Yıl yeni, sayfa temiz, motivasyon tavan. O havada yazılan hedefler de o havayı yansıtıyor.
Benim o Ocak’ta yazdığım hedeflere baktığımda hepsinin “her şey yolunda giderse” varsayımıyla yazıldığını gördüm.
Mesela o yıl için birikim hedefimi belirlemiştim. O rakamı hesaplarken Ocak maaşımı baz almış, düzenli bir gelir akışı varsaymış, büyük bir sürpriz gider olmayacağını varsaymıştım. Ocak ayında bunlar gerçekçi varsayımlardı.
Ama Şubat’ta araç muayenesi ve sigortası çıktı. Mart’ta eşimin bir sağlık gideri oldu. Bunlar “sürpriz” sayılmaz aslında, yılda mutlaka birkaç beklenmedik gider çıkar. Ama Ocak kafasıyla hedefi yazarken o giderlere hiç yer açmamıştım.
Yani hedefim gerçekçi değildi. Ocak havası gerçeklik algısını biraz bulanıklaştırıyor. Her şeyin yolunda gideceği, motivasyonun yüksek kalacağı, beklenmedik hiçbir şeyin çıkmayacağı varsayımıyla kurulan bir plan, ilk aksilik geldiğinde çöküyor.
Bu benim için ciddi bir bulgu oldu. Sorun hedefin kendisinde değildi, hedefi kurduğum koşulun gerçekçi olmayan bir çerçeve sunmasındaydı.
İkinci Sorun: Çok Fazla Hedef Aynı Anda
O Ocak defterinde kaç hedef saydım? Dokuz tane.
Finansal hedefler, sağlık hedefleri, ilişki hedefleri, kariyer hedefleri, okuma hedefleri. Hepsini bir sayfaya sığdırmıştım. O sayfaya baktığımda gurur duymuştum, sanki bütün hayatımı düzenlemişim gibi.
Mart’ta o sayfaya baktığımda şunu gördüm: dokuz hedeften ikisi biraz ilerlemiş, yedisi neredeyse olduğu gibi duruyordu.
İlerleme kaydeden ikisine baktım. Hangileriydi bunlar? İşte asıl ilginç olan buydu. Benim en fazla önem verdiğim, en çok yazdığım, en heyecanlı olduğum hedefler değildi. En küçük, en somut, en spesifik olanlardı.
“Aboneliklerimi gözden geçir, kullanmadıklarını iptal et” gibi bir şeydi mesela. Bir akşam oturdum, yaptım, bitti. Tamamlandı.
“Bu yıl finansal bağımsızlığa adım at” gibi büyük ve belirsiz hedefler ise tam anlamıyla donup kalmıştı. Mart’ta o cümleye baktığımda “bununla ne yapacaktım ki” diye düşündüm.
Çok fazla hedef dikkat dağıtıyor. Ve büyük hedefler, somut bir sonraki adım olmadan, duvarda asılı bir afiş gibi kalıyor.
Üçüncü Sorun: Takip Sistemi Yoktu
Ocak’ta hedef yazıp o defteri çekmeceme koymuştum. Şubat boyunca bir kez bile açmamıştım.
Bu garip bir şey. Hedefleri yazmak için emek harcadım. Düşündüm, yazdım, revize ettim. Sonra kapattım.
Takip yoktu. Haftalık ya da aylık bir kontrol yoktu. Hedefler defterde bekliyordu, ben onları unuttum.
Bu analizi yaptığımda şunu fark ettim: hedef yazmak ile hedefi takip etmek birbirinden çok farklı şeyler. Yazmak bir karar anı. Takip etmek ise o kararı canlı tutmak için tekrar eden bir davranış.
Takip olmadan hedefler zamanla soluklaşıyor. Şubat sonu geldiğinde Ocak heyecanı çoktan geçiyor ve hedefler soyut kelimeler yığınına dönüşüyor.
Bunu fark ettiğimde şunu düşündüm: belki hedef yazmak değil, takip sistemi kurmak asıl iş.
Dördüncü Sorun: Motivasyon Düşüşünü Hesaba Katmamak
Ocak motivasyonu gerçek bir motivasyon. Ama kalıcı değil.
Bu motivasyonun nasıl çalıştığını düşündüm. Yeni bir yıl başlıyor, sayfa temiz, değişim mümkün hissettiriyor. Bu his gerçek ve güçlü. Ama Ocak’a özgü bir his. Şubat geldiğinde o “yeni yıl, yeni sayfa” hissi büyük ölçüde geçmiş oluyor.
Benim hedeflerim bu motivasyona dayanıyordu. Yani motivasyon kalmadığında hedefleri tutturacak başka bir mekanizma yoktu.
Bunu fark edince şunu anladım: motivasyon bir başlangıç yakıtı, sistem ise motoru çalıştırmaya devam ettiren şey. Ben yakıt koymuştum, motor kurmamıştım.
Motivasyon düşüşünü önceden hesaba katmak demek şu demek: “Mart ayında bu hedefe motivasyonum olmayacak. O zaman beni ilerletecek olan ne olacak?” sorusunu Ocak’ta sormak.
Bunu o yıl sormamıştım. Bir sonraki yılda sordum ve cevap hem hedefleri hem de takip biçimimi değiştirdi.
Beşinci Sorun: İlk Aksilikten Sonra “Bitti” Hissi
Bu belki de en sinsi sorundu.
Birikim hedefim vardı. Şubat’ta o beklenmedik gider geldi ve o ay hedeflediğim miktarda biriktiremedim. Normalde buraya kadar sorun değil, bir ay aksatmak yıl genelini mahvetmez.
Ama bende farklı işledi. Bir ay tutturamayınca bir şey koptu içimde. “Zaten olmadı” hissi geldi. Ve o hisle beraber Mart ayında hedefle bağlantım iyice zayıfladı. “Şimdiye kadar tutturamadım, devam etmenin anlamı var mı” sorusu sessizce oturdu kafamın bir köşesine.
Buna “ya hep ya hiç” düşüncesi deniyor. Mükemmel gidemiyorsa gitmemeyi tercih etmek. Bir ayı kaçırmak yılı mahvetmez, ama bir ayı kaçırıp “bitti” diye bırakmak mahveder.
O aksilik anını nasıl yorumladığım, devam edip etmeyeceğimi belirliyordu. Ben yanlış yorumlamıştım.
Bunu görmek önemliydi çünkü çözüm farklıydı. Motivasyon değil, aksiliği yorumlama biçimi değişmeliydi.
Peki Sonrasında Ne Yaptım
Bu analizi yaptıktan sonra büyük değişiklikler yapmak zorunda hissetmedim kendimi. Küçük ama spesifik düzeltmeler daha mantıklı geldi.
Hedef sayısını üçe indirdim. Sadece üç. Daha fazla değil. Ve bu üç hedefin hepsinin “bir yıl içinde şunu başaracağım” biçiminde değil, “her ay şunu yapacağım” biçiminde tanımlanmasına özen gösterdim.
Her ayın sonunda on dakika ayırdım. Defteri açtım, hedeflere baktım, o ay nasıl gittiğini yazdım. Uzun bir analiz değil, sadece “nasıl gitti, önümüzdeki ay ne değişecek” sorusu.
Beklenmedik giderler için bütçede bir tampon kalemi oluşturdum. “Diğer” kategorisi olarak adlandırdım ve gerçekçi bir miktar koydum. Bu sayede sürpriz gider geldiğinde birikim hedefim çökmüyordu çünkü o gider başka bir yere kaydediliyordu.
Ve şunu kabul ettim: bir ayı kaçırmak sıradan bir şey. Yıl boyunca on iki ay var, ikisini tutturamamak toplam hedefin sonunu getirmiyor. Bu sıradan bir şey, kural ihlali değil.
Analiz Etmenin Değeri
O Mart gecesini zaman zaman düşünüyorum. Acı vericiydi çünkü yüzleşmek gerektirdi. Hedeflerin tutmadığını kabul etmek, üstelik neden tutmadığını kazıyıp bulmak kolay değil.
Ama o akşamı geçmiş olmak, sonraki Ocak ayını çok farklı bir yere koydu.
Artık Ocak hedeflerini Ocak kafasıyla değil, biraz daha soğuk bir kafayla yazıyorum. “Şubat’ta ne çıkabilir?” diye soruyorum. “Motivasyonum düşerse beni ilerletecek olan ne?” diye soruyorum. Hedef sayısını sınırlı tutuyorum.
Mükemmel değil bu sistem. Hâlâ aksayan aylar oluyor, hâlâ bazı hedefler tutmuyor. Ama artık bir Mart gecesinde “neden tutmadı” sorusuyla şaşkınlık yaşamıyorum. Çünkü o soruyu Ocak’ta sormuş oluyorum.
Analiz etmek her şeyi düzeltmiyor. Ama neyin neden gittiğini görmek, aynı şeyi tekrar tekrar yaşamaktan çıkarıyor.
Bu benim için yetti.
