Geçen yıl Ocak ayında oturdum, bütçe defterimi açtım ve kalemimi aldım. Sonra öylece durdum.
Enflasyon ne olacak bilmiyordum. Maaşıma zam gelip gelmeyeceğinden emin değildim. Kira sözleşmem yenilenecekti ve ev sahibinin ne isteyeceği belirsizdi. Yakıt fiyatları öngörülemez hale gelmişti. Alışveriş sepetimin içeriği her ay değişiyordu.
Bu koşullarda bir yıllık finansal hedef yazmak bana saçma geldi. Ne hedefi? Neye göre? Hangi rakamlara dayanarak?
Kalemimi bıraktım ve “bu yıl hedef koymuyorum, zaten bir anlamı yok” dedim.
Mart’a geldiğimde o kararın kendisi bir sorun haline gelmişti.
Belirsizliği Bahane Olarak Kullanmak
Hedef koymama kararımın arkasında gerçek bir mantık vardı. Belirsiz bir ortamda sabit rakamlar belirlemek gerçekten zordu. Ama zamanla fark ettim ki bu mantığın arkasında başka bir şey de gizleniyordu: bir şeyler yazarsam ve tutturamamam halinde hayal kırıklığı yaşamamak.
Hedef yoksa başarısızlık da yok. Kolaydı.
Ama hedef olmadan geçen o ilk çeyrek, beni hiç ummadığım bir yere götürdü. Para konusunda tamamen sürüklenmeye başladım. Ne kadar harcadığımı takip etmiyordum çünkü zaten bir hedefim yoktu. Ay sonları nereye geldiğimi bilmiyordum çünkü bir yerden gelmek zorunda hissetmiyordum.
Belirsizlik hedef koymamak için bir neden değildi. Hedef koymamak için bir bahaneydi.
Belirsiz Dönemde Sabit Hedef Gerçekten İşlemez
Şunu kabul etmek gerekiyor: ekonomik belirsizlik dönemlerinde yıl başında koyduğunuz sabit rakamlar tutmayabilir. Hem koyduğunuz rakam değişen koşullara göre anlamsızlaşabilir hem de kendinizi haksız yere başarısız hissedebilirsiniz.
Geçen yıl bir arkadaşım Ocak’ta “bu yıl yüz bin lira biriktireceğim” diye hedef koymuştu. Haziran’da eve taşınmak zorunda kaldı, Eylül’de maaşı reel olarak geriledi. Aralık’ta o hedeften çok uzak bir yerdeydi ve “hiç başaramamıştım” diye düşünüyordu. Oysa o koşullar altında yönettiği şey gerçekten takdire değerdi, sadece başlangıçtaki sabit rakam her şeyi gölgede bırakmıştı.
Sorun hedef koymak değildi. Sabit, koşulsuz, revize edilemeyen bir hedef koymaktı.
Farklı Bir Hedef Türü
O Mart’ta yeniden oturdum ve bu sefer farklı sorular sordum.
“Bu yıl ne kadar biriktireceğim?” yerine “Bu ay içinde kontrol edebildiğim nedir?” diye sordum.
Bu soru beni çok farklı bir yere götürdü. Enflasyonu kontrol edemiyordum. Kira artışını kontrol edemiyordum. Ama şunları kontrol edebiliyordum: hangi abonelikleri tutacağımı, dışarıda ne sıklıkla yemek yiyeceğimi, alışverişe ne sıklıkla ve hangi listeyle gideceğimi.
Hedefimi rakam üzerine değil, davranış üzerine kurdum.
“Bu ay gelirimin yüzde onbeşini biriktireceğim” dedim. Sabit rakam değil, oran. Maaşım değişirse oran sabit kalacak, rakam değişecekti. Bu esnek bir hedefti.
“Bu ay market alışverişini haftada bir kez yapacağım” dedim. Fiyatlar ne olursa olsun bu davranışı kontrol edebilirdim.
“Bu ay aboneliklerimi gözden geçireceğim ve kullanmadıklarımı iptal edeceğim” dedim. Bu bir rakam değil, bir eylemdi. Tamamlanabilirdi.
Hedeflerin Üç Katmanı
O dönemde fark ettiğim bir şey var: hedefler üç farklı katmanda kurulabilir ve belirsiz dönemlerde en alttaki katman en sağlam zemin.
Sonuç hedefleri: “Bu yıl elli bin lira biriktireceğim.” Dışsal koşullara en çok bağımlı olan katman. Belirsiz dönemlerde en kırılgan olan.
Süreç hedefleri: “Her ay gelirimin yüzde onbeşini biriktireceğim.” Koşullara daha az bağımlı. Rakam değişse de oran tutulabilir.
Davranış hedefleri: “Her ay harcamalarımı kategorize edip gözden geçireceğim.” Neredeyse tamamen kontrol altında. Piyasa ne yaparsa yapsın bu davranışı sürdürebilirsiniz.
Belirsiz dönemlerde birinci katmana çok bağlanmak sizi hem koşulların kurbanı yapar hem de motivasyonunuzu törpüler. Üçüncü katman ise görünürde mütevazı ama pratikte çok güçlü. Çünkü sürdürülebilir davranış, dış koşullardan bağımsız olarak zamanla sonuç üretir.
Revizyondan Korkmamak
O yıl boyunca hedeflerimi üç kez revize ettim.
Haziran’da kiram beklenmedik ölçüde arttı. Birikim oranımı yüzde onbeşten yüzde ona indirdim. Kendimi başarısız ilan etmedim, gerçekçi bir düzeltme yaptım.
Eylül’de beklediğim bir ödeme geldi. Oranı geçici olarak yükselttim.
Kasım’da yıl sonu değerlendirmesi için oturdum. Sabit bir rakam tutturmamıştım ama davranış hedeflerimin büyük çoğunluğunu tutturmuştum. Ve birikim rakamım, hedefsiz geçirdiğim ilk çeyreğin temposundan çok daha iyiydi.
Revizyon teslim olmak değil. Revizyon gerçekçi olmak.
Peki Ya Uzun Vadeli Planlar?
Ev almak, araba değiştirmek, emeklilik için birikim yapmak gibi uzun vadeli hedefler ne olacak? Bunlar belirsiz dönemlerde tamamen askıya mı alınmalı?
Bence hayır. Ama bu hedeflere bakış açısını değiştirmek gerekiyor.
Uzun vadeli bir hedefiniz varsa, ona giden yolu yıllık sabit rakamlarla değil, “her ay bu hedefe ne kadar yaklaştım” sorusuyla takip edebilirsiniz. Bazen çok yaklaşırsınız, bazen az. Önemli olan yönün doğru olması.
Pusulayı sabit tutun, hızı koşullara göre ayarlayın.
Belirsizliğin Sonunda Kalmak
Belirsiz dönemler biter ya da en azından insan onlara alışır. O dönemin ortasında verdiğiniz finansal kararlar, dönem geçtikten sonra nerede olduğunuzu belirler.
Hedefsiz geçirilen dönem, koşullar düzelince de boşluğu kapatmayı zorlaştırıyor. Çünkü alışkanlıklar değişiyor, harcama kalıpları genişliyor, birikim refleksi körleşiyor.
Küçük ve esnek de olsa bir hedef, sizi o refleksi canlı tutmaya zorluyor.
Ocak’ta kalemimi bıraktığımda bunu bilmiyordum. Mart’ta tekrar aldığımda, bu sefer farklı bir şey yazdım: rakam değil, yön.
Ve o yön yetti.
