Maaş gününü hep heyecanla beklerdim. Çocukken babam maaş alacak diye heyecanlanırdım, işe girince de aynı his geldi. Ayın on beşi ya da sonu, hesaba para yatıyor, bir nebze rahat oluyor insan.
Sonra bir dönem bu his değişti. Maaş günü sabahı uyandığımda telefonu açmak istemiyordum. Hesaba bakmayı erteliyordum. Bazen öğleye kadar bakmadan geçiriyordum. Bazen iş yerinde başka şeylerle meşgul olup akşama kadar erteliyordum.
Garip bir şey. Maaş yatmış ama hesaba bakmaktan korkuyorsunuz.
O dönem nasıl oluştu ve nasıl geçti, bunu anlatmak istiyorum. Çünkü o korkuyu yaşayan başkaları da vardır diye düşünüyorum. Ve konuşulmayan bir şey olduğu için de büyüyor, kökleniyor.
O Korku Nasıl Oluştu
Geriye dönüp baktığımda o korkunun nasıl biriktiğini görebiliyorum. Tek bir olayla gelmedi, yavaş yavaş geldi.
Bir dönem iki ay üst üste maaş günü hesaba baktığımda beklenenden az para gördüm. Değil yatmamış para, tam tersine maaş yatmıştı, ama ay içinde karttan alınan taksit ödemeleri, düzenli çıkışlar, birkaç anlık alışveriş yüzünden hesap zaten oluşan boşluğa maaşı yutmuştu.
İlk ay “bu ay böyle oldu” dedim. İkinci ay aynısı tekrarlanınca içimde bir şeyler gerildi. Üçüncü ayda maaş günü sabahı telefonu eline aldım, banka uygulamasının üzerinde parmağım durdu, açmadım.
“Ne göreceğimi biliyorum zaten” diye düşündüm. Bu düşünce hem doğruydu hem de tamamen yanlıştı. Doğruydu çünkü genel tabloyu biliyordum. Yanlıştı çünkü tam olarak ne göreceğimi bilmemek, bilmekten daha kötüydü.
Bakmamak Neyi Çözüyordu
Hiçbir şeyi çözmüyordu, bunu biliyordum. Ama bakmamak kısa vadede bir şey yapıyordu: o anın ağırlığını erteliyordu.
Hesaba baktığınızda rakam sabit. Onu değiştiremezsiniz, o sabah o rakamla bir şeyler yapmanız gerekiyor. Bu somut ve ağır.
Bakmadığınızda o sabah o kararı vermek zorunda değilsiniz. Bir gün daha, birkaç saat daha sizi bekliyor.
Erteleme mantıksız ama anlaşılır. Kötü haberi almayı geciktirmek anlık olarak nefes aldırıyor. Sorun şu: geciktirdikçe o telefonu açmanın ağırlığı artıyor. Her gün biraz daha büyüyor. Ve büyüyen o his, o sıkıntı, zihinde sürekli çalışıyor.
Bakmıyorsunuz ama düşünmekten de vazgeçemiyorsunuz. Bu en yorucu kısım.
Dip Nokta
O dönemin en düşük noktası bir maaş günü değil, aradaki bir günde yaşandı.
Bir hafta maaş günü olmasına vardı. Hesapta çok az para kalmıştı. Küçük bir ödeme yapacaktım, gündelik bir şey. Telefonu açtım, hesaba baktım ve ödemeyi yapınca geri ne kaldığını gördüm.
Küçük bir rakam. Beklenmedik bir şey çıksa, küçük bir sürpriz gelse, yetmeyecek bir rakam.
O an garip bir his yaşadım. Panik değil. Daha çok teslim olma gibi bir şey. “İşte bu” diye bir his. Uzun süredir bu noktaya geliyordum ve geldim.
O his kısa sürdü. Sonra başka bir şey geldi: artık bu böyle gitmeyecek diye bir karar. Sessiz, büyük çaplı bir karar değil. Sadece net bir his. Bu döngüden çıkmak gerekiyor.
İlk Adım: Bakmak
Çıkış yolunun ilk adımı çok sıradan bir şeydi. Hesaba bakmak.
Hepsine. Sadece maaş hesabına değil, kredi kartlarına, biriken taksitlere, aylık düzenli çıkışlara. Her şeyi bir araya getirmek.
Bunu bir pazar sabahı yaptım. Sabahın erken saatlerinde, ev sessizken. Bir kağıt aldım, her hesabı yazdım. Kredi kartı borcu, taksitler, sabit giderler. Sonra maaşı yazdım.
Fark çıkıyordu. Giden, gelen rakamlar arasındaki fark çıkıyordu ve o fark birikim için çok az yer bırakıyordu. Bunu görmek acıttı ama aynı zamanda netleştirdi.
Bakmaktan korkuyordum. Baktım. Dünya yıkılmadı. Ama nerede durduğumu artık tam olarak biliyordum.
İkinci Adım: Küçük Bir Kontrol Hissi Kurmak
O tabloya baktıktan sonra her şeyi değiştirmeye çalışmadım. Böyle bir hamle ne gerçekçiydi ne de o anki kapasiteme uygundu.
Küçük bir şey yaptım. Çıkışları sıraladım ve içlerinden birini o ay iptal ettim. Kullanmadığım bir abonelik. Küçük bir rakam, dramatik bir etki yoktu ama bir şeyi değiştirmiştim.
Bu küçük değişiklik beklenmedik bir şey yaptı. Hesabın üzerinde bir kontrolüm olduğunu hissettirdi. Küçücük bir kontrol. Ama sıfırdan farklıydı.
Sonraki ay bir şey daha yaptım. Maaş yatar yatmaz, o gün, sabit giderlerin toplamını hesapladım ve onu kafamda maaştan düştüm. Geri kalanı gerçek harcama paramım olarak gördüm. Bu basit bir hesap ama daha önce hiç yapmamıştım.
Bu hesabı yapmak hesaba bakmaktan korkma hissini azalttı. Çünkü artık ne göreceğimi biliyordum, sürpriz kalmamıştı. Sürpriz korkunun büyük bir parçasıydı.
Üçüncü Adım: Maaş Günü Ritüeli
Bunu birisinden duydum, tam olarak kitaptan değil, tanıdık birinden. Maaş günü küçük bir ritüel oluşturması gerektiğini söyledi. Hoş bir ritüel.
İlk başta saçma geldi. Ama denedim.
Maaş günü sabahı hesabı açtım. Rakamı gördüm. Sonra bir kağıda o ayın küçük bir listesini yaptım. Sabit giderler, kalan miktar, bu ay kenara ayıracağım küçük bir birikim. Küçük, ama sıfır değil.
Sonra o listeyi kapattım ve kendime küçük bir şey yaptım. Favori kahveyi demledim, ya da o gün öğle arasında sevdiğim bir yerde yemek yedim. Küçük bir ödül. Hesaba bakmak için değil, o günü geçirmek için.
Bu ritüelin mantığı şuydu: maaş gününü sadece hesap stresine değil, küçük bir hoşluğa bağlamak. Böylece o günü açmayı ertelemek yerine hafifçe beklemeye başladım. Açmakla gelen şey sadece stres değil, o günkü küçük keyifti de.
Kulağa basit geliyor. Ama çalıştı bende.
O Dönemin Sona Ermesi
O dönemin kesin bir bitiş tarihi yok. Yavaş yavaş geçti.
Bir ay hesaba bakmaktan korkmadan baktım. Sonra bir ay daha. Korku tamamen gitmedi hemen ama küçüldü. Sonra bakmak olağan bir şeye döndü, ağırlıklı bir şeye değil.
Rakamlar değişmişti mi dramatik biçimde? Hayır. Aylık birkaç küçük ayarlama, birkaç iptal, biraz daha dikkatli bakış. Büyük bir dönüşüm yoktu.
Ama ilişkim değişmişti. Hesapla, maaşla, para gerçeğiyle ilişkim değişmişti. Artık onu görmek istemiyordum, ihtiyacım olmayan bir gerçek gibi görüyordum. Şimdi onu görmek bilmek demek.
Bilmek her zaman rahat değil. Ama bilmemek daha da rahatsız edici.
Korku Tanıdık Geliyorsa
Bu yazıyı okuyorsanız ve o his tanıdık geliyorsa, telefonu açmayı ertelediğiniz sabahlar oluyorsa, şunu söylemek istiyorum.
O korku zayıflık değil. Zor bir tabloyla yüzleşmek gerçekten ağır. Ertelemenin bir mantığı var, insani bir tepki.
Ama erteleme çözüm üretmiyor, sadece ağırlığı büyütüyor.
Bir gün, tercihen haftanın en yoğun olmadığı, en yorgun olmadığınız bir sabah, sadece bakın. Rakam ne olursa olsun. Görmek, görmemekten her zaman daha az ağır.
Ben de bunu geç anladım. Anladıktan sonra o korkunun büyük kısmı gitti.
Bu yazı kişisel bir deneyim aktarımıdır. Finansal zorluklar yaşıyorsanız bir finansal danışmana başvurmanızı öneririm.
